Hayat Üçgeni Neresi? Sorusu ve Benim Kafamda Yükselen O Üçgenin Köşeleri
İzmir’in güzel sokaklarında yürürken birden aklıma geldi: Hayat üçgeni neresi? Tamam, belki böyle derin bir felsefi soru sormak, sabah kahvesinin etkisiyle biraz garip olmuş olabilir ama düşündükçe düşündüm, hayatın da bir üçgeni var gibi. Ya da en azından üç önemli köşesi var. Bu yazıyı yazarken, aklımdan geçen her şeyi dökmek istiyorum. Çünkü bu soru, her insanın hayatına bir şekilde dokunuyor. Sadece farklı farklı şekillerde. Benim yaşadığım İzmir’de, 25 yaşımda, arkadaşlarımla sürekli espri yapan ama aslında her şeye derin derin düşünen biri olarak, bu soruyu biraz farklı bir bakış açısıyla ele alacağım.
Birinci Köşe: Çalışma Hayatı, “O’nu Düşünmeden Yaşayamazsın!”
İlk köşe, tabii ki herkesin mecburen içine düştüğü o bildik hayat üçgeninin “çalışma” kısmı. Evet, iş hayatı. Her sabah alarmı “senin için çaldım, hadi uyan!” diye bağırarak başlar. O alarmı kapatma süresiyle, işin ne kadar zor olduğunu anlamak zaten başlı başına bir felsefe. Bir de saat 9’da işe başlamak zorunda olduğum için İzmir’in trafiğine “merhaba” demek bana hayatın ne kadar “sıkıcı” bir üçgen olduğunu hatırlatıyor. Düşünsene, sabah işe gitmek için evden çıkıyorsun, iki dakikada bir sokak kedileriyle göz teması kuruyor ve onlara, “sizin kadar özgür olabilseydim” diye iç geçiriyorsun. Sonra ofise varıyorsun ve “günaydın, hayır bu havada bana gerçekten yeni bir projeyi yükleme” diye fısıldıyorsun. Ama yapacak bir şey yok; insanın sadece hayatta kalabilmek için çalışması gerekiyor. Bu, hayat üçgeninin bir köşesi.
İş yerinde birbirimize bakıyoruz ve “bugün de hayatta kalmamız gerekiyor” diyoruz. Ama tabii bu kadar ciddi bir işin arasında da arada sırada “bugün de birileri tweet atsa da komik bir şeyler okusak” diyoruz. Ah, hayat üçgeni… Bazen düşünüyorsun, “Ya ben bu üçgenin neresindeyim?” Ama sonra diyorsun ki “Neredeysem orası.” İşin bu tarafı biraz sabır işi aslında. Ama bu üçgenin diğer iki köşesini keşfettikçe, iş hayatının önemini daha iyi anlıyorsun. İş yerinde 12 saat çalıştıktan sonra, “bugün üretken oldum” diyebilmek de bir mutluluk. Tıpkı bir üçgenin köşesini bulmak gibi.
İkinci Köşe: Sosyal Hayat, “Bana Biraz Şaka Gerek!”
Ve tabii ki, hayatın ikinci köşesi sosyal hayat. Ah, sosyal hayat! Hem yıkıcı hem de yeniden inşa edici olan o yegâne köşe! Bunu çok iyi biliyorum. Çünkü iş yerinde ölü taklidi yaptıktan sonra, kafamı kaldırıp arkadaşlarımla buluştuğumda, resmen başka bir insan oluyorum. Ne mi oluyor? Takılmaya, şaka yapmaya, bolca kahkaha atmaya başlıyorum. İronik bir şekilde, hayatımın en büyük “sosyalleşme” anları, İzmir’deki o kafelerde ya da sahilde arkadaşlarımla geçirdiğim o birkaç saatten çıkıyor. Bir arkadaşımın sürekli “şu an çok derin konuştum, aklını kaybettin mi?” dediği esprili yorumları beni gülmekten kırıyor. Ama işte, bazen derin olman gerekiyor. Yani, hayat üçgeninin diğer köşesi olan sosyal ilişkiler, senin bu üçgeni nasıl hissettiğini belirliyor.
Düşünsene, bir gün arkadaşın seni arayıp “Hayat hakkında ne düşünüyorsun?” diye sorsa… Belki de sosyal yaşamının o anki hali, cevabını zorlaştırıyor. Ama biz yine de, bir şekilde durumu toparlamaya çalışıyoruz. “Bence hayat, aslında bir kahve fincanının içindekiler gibi… Hani kahvenin tadını sevdiğinde, bir yudum daha alıyorsun. Ama bir yudum fazla alırsan, acı gelir.” Kafede yanımda oturan bir grup insanın, şaşkın gözlerle beni izlediğini fark ediyorum. Yani, bu kadar derin ve anlamlı olmasam da, ben sadece eğlenmeye çalışıyorum! Ne de olsa, hayat üçgeninin bir köşesi de bu!
Bir İç Ses: “Gerçekten Bunu Düşünmek Zorunda Mıyım?”
Bazen, günün yoğunluğunda aklıma bu tür şeyler gelirken, iç sesim devreye girer. “Bir dakika, sen sadece eğlenmek istiyorsun. Bu kadar kafaya takma.” Ama bazen de, “ya hayat üçgeninin neresindeyim?!” diye sorarım kendime. Kafamda yanıtlar dönüp durur. Biraz kafa karıştırıcı olabilir, evet. Ama hayatı bu şekilde farklı açılardan görmek de bir çeşit haz. Özellikle kahve içtiğin sırada gelen derin düşünceler gibi. Sosyal yaşamın ne kadar eğlenceli olsa da, bazen yalnız kaldığında, işte o anlar seni başka bir dünyaya götürür. “Beni biraz yalnız bırakın, sadece düşüneyim,” dediğim zamanlar vardır. O da hayat üçgeninin başka bir köşesi, belki de “dinlenme” zamanı.
Üçüncü Köşe: Kendi Kendine Kalma, “Ama Belki Hayat Gerçekten Bu!”
Ve gelelim o üçüncü köşeye: Kendi kendine kalma. Bu köşe, zaman zaman en çok korktuğum ama aslında en çok ihtiyaç duyduğum yer. Hayatın kendisi, bazen yalnızlıkla şekillenir. Düşünsene, bazen arkadaşlarına bile “hayır, gelmesek mi?” diye sorarsın, çünkü aslında içsel huzuru yakalayacak o bir dakikalık sessizliği bekliyorsundur. İzmir’in sakin sokaklarında yürürken, kalabalıktan uzak, sadece kendinle olmanın huzuru var. Bir anda “acaba hayat gerçekten böyle mi?” diye düşünmeye başlarsın. Bu, bazen insanın kafasında dönüp duran en derin sorulardan biridir. Ama sadece sessizliğe ve kendi iç dünyana dönmek, hayatın o üçüncü köşesinde yapabileceğin en doğru şey olabilir. Çünkü sonunda, kimse sana “hayat üçgeni neresi?” diye sormaz. Kendi içindeki üçgeni çözmeye çalıştığında, her şeyin bir anlamı vardır.
Sonuç: Hayat Üçgeni ve Ben
Hayat üçgeni neresi? Bu, aslında sadece bir soru değil, aynı zamanda her anın kendisi. Çalışma hayatı, sosyal ilişkiler ve yalnızlık; bunlar hep birlikte, senin hayattaki üçgenini oluşturuyor. Benim hayatımda ise bu üçgenin köşeleri; kahve, espri ve bazen derin düşüncelerle şekilleniyor. Ama bir de şöyle bir gerçek var: Belki de hayat üçgeni, her an bir köşesinin değişebileceği bir yolculuktur. Bugün bir köşeyi daha çok önemseyebilirsin, yarın diğerini. Ve o, hayatın güzelliği… Üçgenin her bir köşesinde, kendimizi biraz daha keşfederken, her zaman gülmeyi unutmamalıyız.
Ve belki de en önemlisi, hayat üçgeni sorusunu sormak, aslında “ben burada ne yapıyorum?” demek değil, “ben burayı ne kadar eğlenceli hale getirebilirim?” demekle ilgili.